Hüseyin KUBAT

Hüseyin KUBAT

Kadir Gecesi

26 Mart 2025 19:33 Boğaziçi Eğitim Derneği 164

Sözlükte kadir (kadr) kelimesi “hüküm, şeref, güç, yücelik” gibi anlamlara gelir. Dinî literatürde ise “leyletü’l-Kadr” şeklinde Kur’ân-ı Kerîm’in indirildiği gecenin adı olarak kullanılır. Aynı adı taşıyan 97. sûre bu gecenin fazileti hakkında nâzil olmuştur. Sûrede Kur’an’ın Kadir gecesinde indirildiği ve sözü edilen gecenin bin aydan daha hayırlı olduğu belirtilir. Müfessirler hayırlı olanın bu gecede yapılan amel olduğunu, bin ayın ise içinde Kadir gecesinin bulunmadığı bir süreyi ifade ettiğini belirtirler (Taberî, XV, 339). Ancak genel bir rakam konumunda bulunması ve ism-i tafdîlden sonra gelmesi dikkate alınarak bu sayının çokluktan kinaye olabileceğini (yani binlerce yıl) söylemek de mümkündür (Mâtürîdî, vr. 895b; Mevdûdî, VII, 187). Kur’ân-ı Kerîm’in başka âyetlerinde de bin ve elli bin yıla tekabül eden “gün” kavramı kullanılmaktadır (Secde 32/5; Meâric 70/4).(DİA).

Kadir Gecesi Kur’ân’da belirtildiğine göre, içerisinde bu gecenin bulunmadığı bin aydan daha hayırlıdır. Kur’ân, Ramazan ayında (Bakara, 2/185) ve bu gecede indirilmiştir (Kadr, 97/1). Kadir Gecesinin Ramazan ayında olduğu kesindir. Ancak hangi güne tekabül ettiği konusunda farklı rivâyetler vardır. Zirr b. Hubeyş anlatıyor: “Ubey b. Ka’b’a (r.a.); İbn Mes’ud’un (r.a.), ‘Senenin bütün gecelerini ihya eden kimse Kadir Gecesine tesadüf edebilir’ sözünü hatırlattığımda, bana şu cevabı verdi: ‘Kendisinden başka ilah olmayan Yüce Allah’a yemin olsun ki, Kadir Gecesi Ramazan ayındadır. Kadir Gecesi; Resûlullah’ın (s.a.s.) bize namaz kılmamızı emir buyurduğu gecedir. O da Ramazan’ın 27. gününün gecesidir. O gecenin alameti, o gecenin sabahında güneşin beyaz ve ışınları gözü almayacak şekilde doğmasıdır." (Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 179 [762]). Abdullah b. Ömer’den gelen bir rivâyette Hz. Peygamber (s.a.s.), “Kadir gecesini aramak isteyen 27. gecede arasın.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/27 [4808]) buyurmuştur. Kadir Gecesinin Ramazan ayının 27. gecesinde olduğu genel kabul görmüş olmakla birlikte, Hz. Aişe (r.a) den: Rasûlullah  (sav) şöyle buyurdu: “Kadir gecesini Ramazanın son on gününün tek gecelerinde arayınız.” (Buhârî, Fazlu leyleti’l-kadr, 3 [2017] Müslim, Sıyâm, 207 [1165]) veya “Kadir gecesi ile ilgili rüyalarınızın, Ramazan’ın son yedi gecesi üzerinde toplandığını görüyorum. O halde Kadir gecesini arayan onu Ramazan’ın son yedi gecesinde arasın! ” (Buhârî, Fazlu leyleti’l-kadr, 2 [2015-2016]; Müslim, Sıyâm, 205-206 [1165]).“Kadir gecesini Ramazan’ın son on günü içinde arayınız! ” (Buhârî, Leyletü'l-kadr 3) şeklinde rivâyetler bulunmaktadır. Dolayısıyla Ramazan’ın son gecelerini Kadir gecesiymiş gibi değerlendirmek tavsiye edilmiştir ve daha uygun olanı da budur.

Kur’an ramazan ayında indiği kesindir. "O (sayılı günler), doğruyu eğriden ayırma, gidilecek yolu bulma konusunda açıklamalar ve insanlara rehber olarak Kur’an’ın indirildiği ramazan ayıdır." (Bakara 2/185). İndirildiği gün mübarek bir gündür. "Biz onu mübarek bir gecede indirdik; biz daima uyarmaktayız." (Duhân 44/3). Yine Kur’ân-ı Kerîm in Kadir gecesinde indiği belirtilmektedir. "Biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Bilir misin nedir Kadir gecesi? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır." (Kadr 97/1-3). Kadir gecesi, Cenâb-ı Hakk’ın “Oku!” emriyle başlayan ilahi fermanının insanlıkla buluştuğu vuslat gecesidir. Cehaletin karanlığıyla daralan gönüllerin İslam’ın nuruyla aydınlandığı rahmet gecesidir. Mağfiret kapılarının ardına kadar açılıp günahların affedildiği arınma gecesidir. Yüce Rabbimiz, Kadir suresinde bu gecenin kıymetini, değerini bizlere şöyle haber vermektedir: “Biz Kur’an’ı, Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Cebrâil o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için inerler. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.” (Kadr 97/1-5). Ramazan ayını on bir ayın sultanı, Kadir gecesini bir ömre bedel kılan, Kur’an-ı Kerim’dir. O Kur’an ki; Rabbimizin kullarına en büyük nimeti ve rahmetidir. Sözlerin en doğrusu ve en güzelidir. Müminlere şifadır, hakkın ve hakikatin kaynağıdır. O Kur’an ki; ilim ve irfanı, edep ve hayâyı, helal ve haramı, adalet ve merhameti öğreten bir hidayet rehberidir. Ruhlara huzur veren, yeryüzünü yaşanılır kılan Rabbânî bir nurdur. İnsana, kendini, Rabbini, kâinatı ve varoluşun gayesini hatırlatan son ilahi mesajdır.

Kadir gecesinin gizlenmesinde pek çok hikmetler vardır. Bu hikmetlere geçmeden önce konuyla ilgili Enes b. Mâlik (r.a.)’ın Ubâde b. Sâmit (r.a.)’den naklettiği şu rivayeti kaydedelim: “Rasûlullah (s.a.s.) bize Kadir gecesini haber vermek üzere mescide çıkmıştı. Ancak mescidde iki şahıs tartışmaktaydı. Derken Rasûlullah (s.a.s.) onlarla meşgul oldu ve daha sonra bize şöyle buyurdu: “Ben size Kadir gecesini haber verecektim ama bu iki şahsın tartışması sebebiyle bana o gecenin hangi gece olduğu unutturuldu. Umulur ki böylesi sizin için daha hayırlıdır. İyisi mi siz Kadir gecesini (Ramazanın son) dokuz, yedi ve beşinci gecelerinde arayınız.”(Buharî, Leyletu’l-Kadr 5)  Bu rivayette de görüldüğü üzere Cenabı Hak, bazı şeyleri bir takım hikmet ve maslahatlara binaen gizlemiştir. Bizim için sır olan bu şeylere bazen sürpriz mükâfatlar vaat etmiştir. Nitekim Ramazan ayında Kadir gecesini gizlediği gibi, Cuma gününde icabet saatini, beş vakit namaz içerisinde Salât-ı Vustâ’yı, yüzlerce ismi arasında İsm-i A’zamı gizlemiştir. Rızasını taat ve ibadetler içerisinde, gazabını haramlar ve isyanlar içerisinde, eceli de yaşanan bir ömür içerisinde saklamıştır.

İnsanlara net olarak bildirilmeyen bu gaybi hususlarda birçok hikmet ve maslahatlar bulunmaktadır. Bununla beraber kullara düşen şey, ibâdet ve tâate ciddiyetle devam etmek, Allah’ın rızasını kazanma istikametinde azim ve sebat göstermek, bir ömür boyu gaflete düşmeden sürekli teyakkuz halinde bulunmak, yasaklardan mümkün olabildiğince kaçınmak, salih amellere devam etmek, yüksek fazilete ulaşmak, neticede Allah’ın rıza ve hoşnutluğuna nail olmak… gibi hususlar bunlardan bazılarıdır. Zaten önemli olan az da olsa sürekli olan amel güzel ve faydalı olandır. Hz. Âişe"den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah"a (sav), “Allah katında amellerin en sevimlisi hangisidir?” diye soruldu. Rasûlullah, “Az da olsa devamlı olanıdır.” buyurdu. (M1828 Müslim, Müsâfirîn, 216). Kadır gecesinin kesin olarak belirlenmemesi bu gecenin ve diğer gecelerinde ihyâ edilmesi ve hepsinin feyzinden istifâde edilmesi içindir. Çünkü Kadir gecesinin bildirilmesi halinde insanlar sâdece bu geceyi ihyâ edip diğer geceleri ve günleri ihmal edebilirlerdi. Hâlbuki kısmi belirsizlik sayesinde müslümanların Kadir gecesi ümidiyle bütün Ramazan ayını ve hayatın tümünü ibadet şuuru içerisinde geçirmeleri sağlanmış olacaktır. Kadir gecesinin gizlenmesi bazı kişilerin bilerek ona saygısızlık göstermeleri veya tazimde, saygıda aşırıya kaçmalarını da önlemiş olacaktır.

Kadir gecesinde duaların kabul edildiği bir zaman dilimi vardır ki, bu zamana rastlayan dualar reddedilmez. Bunun için mümkün olduğu kadar, Kadir gecesine ihtimal verilen Ramazanın son on gecesini uyanık geçirerek ibadetle meşgul olmak, Allah’a samimî bir kalp ile yönelmek, tevbe ve istiğfarda bulunmak, kendisinin yanı sıra aile fertlerinin ve bütün din kardeşlerinin bağışlanması için dua etmek önem arz etmektedir.  Hz. Âişe (r.a), Kadir gecesini idrak edecek olursam nasıl dua edeyim, diye Rasûlullah Efendimize sorar. Peygamberimiz (s.a.s.) de ona kısa ve öz olarak şu duayı çok sık okumasını tavsiye eder: “Allahumme inneke afuvvun tuhibbul-afve fa’fu annî (Yani: Allahım, Sen çok affedensin, affetmeyi seversin; beni affeyle!)”( Tirmizî, Deavât 84; Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 171). Bu geceye ihtimam ve tazim gösteren müminler, Kadir gecesinin hayır ve bereketine ermek için muhtemel geceleri ganimet bilip ihya etmeyi; dua ve niyazlarını umumîleştirerek bütün din kardeşlerini dualarına dâhil etmeyi tercih etmelidirler.

Kadir gecesi için özel bir ibadet şekli bulunmamaktadır. Bu önemli saatlere denk gelmek için Ramazan ayını, özellikle son on gününü bilinçli bir şekilde ihya etmek gerekiyor. Ramazan ayında ibadet olarak Kur’an üzerinde yoğunlaşmak, onu okuyup anlamaya çalışmak; anlayıp öğrendiklerini uygulamak ve başkalarına anlatmak gerekir. Kur’an, Kadir gecesinde inmeye başlamıştır. Rasul-i Ekrem Efendimize de peygamberlik bu gecede verilmiştir. Kur’an’da geçen dua ayetlerinin yanı sıra Hz. Peygamber (sav)’e salât ve selam okunabilir. Hem kendimiz hem de muminler için tevbe ve istiğfarda bulunulabilinir. Meleklerin yeryüzüne indiği ve bir nevi ruhaniyetin yoğunlaştığı bu Kadir gecesi, kaçırılmaması gereken manevî bir fırsattır.

Kur’an'da Kadir gecesinin faziletine dikkat çekilmiş ancak hangi gece olduğu bildirilmemiştir. Nakledilen hadislerde ise Ramazan ayının tamamına, son on gecesine ve son on günün tek gecelerine işaret edilmiştir. Bu konuda Ashab-ı Kiram’dan da farklı görüş ve müşahedeler kaydedilmiştir. Aralarında İmam Ebû Hanife’nin de bulunduğu kimi âlimlere göre hadis-i şeriflerde Kadir gecesiyle ilgili olarak geçen bu gibi sayılar, kıyamete kadar bütün seneler için geçerli değildir. Sadece Rasûl-i Ekrem’in bu sayıları söylediği yılların Ramazan ayları için geçerlidir. Öyle ki, her Ramazan ayında farklı bir gece için takdir edilmesi ihtimali vardır. Bu itibarla naslarda Allah ve Rasulü tarafından hangi gece olduğu açıkça bildirilmeyen bu geceyi sadece ihtimallerden birisi olan Ramazanın 27. gecesine hasretmek ve kesin nazarıyla bakmak uygun olmaz. Ramazan ayının son on gecesine ve hususiyle tek gecelere işaret eden hadisler, sıhhat bakımından daha sahih rivayetlerdir. Bu gecenin gizlenmesindeki hikmet ve maslahatlar da gözetilerek müminlerin Ramazan gecelerini bütünüyle ihya etmeleri, hiç olmazsa son on geceyi dolu dolu değerlendirmeleri ve böylece Kur’an’da haber verilen bin aydan daha hayırlı bir zaman dilimini kazanmaları mümkündür. (Rivayetler Işığında Kadir Gecesi Kadir PAKSOY.  Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Yıl: 17, Sayı 27, Ocak–Haziran 2012).

Kadir gecesini değerlendirme konusunda da en güzel örneği Hz. Peygamber (sav)' de görmekteyiz. Nitekim O, Ramazan ayının son on gününü ve gecesini itikâfta geçirmek suretiyle ibadetlerini yoğunlaştırmaktadır. Hz. Peygamber (sav), itikâfta olduğu süre içerisinde Allah’a ibadet ve itaatte bulunmakta, dua, tevbe ve istiğfar etmekte, zikirler, Kur’an tilaveti, namaz ve niyazlarla dopdolu bir kulluk, ibâdet yapmaktadır. Böylece hem Ramazan ayını dolu dolu geçirmekte hem de Kadir gecesi olması muhtemel geceleri değerlendirmektedir. Yakınlarını uyandırmakta, ashabına ve dolayısıyla sonradan gelecek ümmetine de bilfiil örnek olmaktadır. Rasûlullah, Cebrâil ile karşılıklı Kur’an okumakta (mukabele), nâfile namaz (teravih) kılmakta ve ümmetine de tavsiye etmekte, yardımlaşma ve dayanışmayı (fıtır sadakası, fitre) artırmaktadır. Kadir gecesi bu şekilde ihyâ edilirse Ramazan ayının gereği yapılmış olabilir. İbadeti sâdece belirli günlere hasretmek İslâmî bir tavır değildir. Bu anlayış daha çok Hristiyanların hafta boyunca, ibâdet olarak pek bir şey yapmayıp, pazar günü kiliseye giderek tüm işlediği günahlarından arınmak istemelerine  benzemektedir. İslâm dininde bu önemli saatlerin gizlenmesinin en önemli nedeni insanların çıkarcı ve bencillik yapmalarını engellemek ve her zaman dikkatli davranmalarını, teyakkuzda olmalarını sağlamaktır. Zîra ölümün ne zaman geleceği bilinmemektedir. Aslında burada istenen ibâdet ve tâate süreklilik kazandırarak bunları ahlâk, huy hâline getirmektir.

İslâm bir yaşam biçimidir. Belirli günlerde belirli şekillerde yapılan ve hayatın diğer taraflarında etkisiz veya tamamen yok olan bir nizam, bir din değildir. Ama maalesef günümüzde yüce İslâm bu hâle getirilmiştir. Hayata müdahil olmayan, sâdece camide yaşanması gereken vicdani bir hâle indirgenmiş bulunmaktadır. Bütün bu yapılanları müslümanların eliyle yapmaları da çok acı ve ağır. Dinamik, hayatın her anına müdahil olan, insanı pasiflikten kurtarıp aktif hâle getirmeyi amaç edinen bir din, bir nizam, bir anlayışın bu hâle gelmesi çok acıdır. Kur’ân-ı Kerîm kendisini okuyanı pasiflikten kurtarıp aktif hale getirir. Peygamberimizi yalnız iken bile tüm Mekke'lilere meydan okuyacak hâle getiren Kur’an nedense günümüzde okuyanları pasif, mistik bir şekle büründürüyor. İki okuma arasındaki bu korkunç fark nereden kaynaklanıyor? Bunun üzerinde çok düşünmek gerekiyor. Sâdece lafza değer verip anlam önemsenmez ise gelinecek nokta bundan farklısı olmayacaktır. Bir an önce Kur’ân-ın anlamına, onu anlayarak okumaya dönmek zorundayız. Aksi takdirde içinde bulunduğumuz bu zillet halinden kurtulmamız mümkün olmayacaktır. İzzeti ve şerefi Kur’an da ve İslâm da aramaktan başka çaremiz yoktur.

Yüce Allah, insanlara peygamberler vasıtasıyla ilahi mesajlar göndermiştir. İlahi mesajların sonuncusu Kur’an-ı Kerim’dir. Kadir suresinde, Kur’an’ın indirildiği bu gecenin bin aydan daha hayırlı olduğu belirtilmiştir. Çünkü insanları karanlıktan aydınlığa çıkaran ve onlara rehberlik eden Kur’an bu gecede indirilmiştir. Bu gecede Allah’ın izniyle meleklerin ve Cebrail’in yeryüzüne inmesiyle gece boyunca yeryüzüne barış ve esenlik hâkim olur. Diğer taraftan yapılan ibadetler bu geceye ayrı bir değer katar. Bu gecede inen ilk vahyin Oku! emriyle başlaması da çok manidardır. "Yaradan Rabbinin Adıyla Oku!" (Alak 96/1). İlk vahyin bu emirle başlaması aslında müminin ne yapması, hangi işi öncelikle ve sürekli yapmasını göstermektedir. Allah’ın adıyla okumanın, her işe Onun ismiyle başlamanın önemi vurgulanmaktadır. Burada okumak öne çıkartılmış ve hemen akabinde insanın yaratılışına dikkat çekilmiş, yani insan düşünmeye, sonrasında ise bilgiye ve kaleme dikkat çekilmiştir. O halde okumak, öğrenmek ve yazmak zorunlu ve ilk başta gelen bir görev olmaktadır. Müslümanların tercihine bırakılmış bir görev değildir. 

İzzet ve şeref sahibi olmak için Kur’an ile bütünleşmek gerekiyor. Onu okuyup anlamak için sürekli bir çaba içinde olmak önemlidir. Anladığını yaşamak ve yaşatmaya çalışmak gerekmektedir. Yüzeysel yaklaşmaktan, anlamadan okumaktan vazgeçmemiz gerekiyor. Yıllardır anlamadan okuduğumuz Kur’an bizleri bu hâle getirdi. Değersiz, hiç kimsenin önemsemediği, hesaba almadığı bir hâle geldi bütün müslümanlar. "Allah'a ve Resûlüne itâat edin; birbirinizle çekişmeyin; sonra içinize korku düşer de (size heybet veren) rüzgârınız (kuvvetiniz) gider; o hâlde sabredin! Şübhesiz ki Allah, sabredenlerle berâberdir."(Enfal 8/46). Değer ve izzet kazanmak için asıl kaynağa, Kur’an-ı Kerîm e dönmek durumundayız. Kur’ân-ın bize tekrar ve yeniden inmesi gerekiyor. Bizim kadir gecemiz, ilk kez veya yeniden iniyormuş gibi okuyup anlamaya ve hayatımızda anlamlandırmaya çalışmalıyız. Kadrimiz ve kiymetimizin artması, şeref ve izzet sâhibi olmamızın tek çaresi budur.

Yorum Ekle

İlk Yorumlayan Siz Olun!

YAZARIN SON 5 YAZISI

Tüm Yazıları
Boğaziçi Eğitim Derneği

Boğaziği Eğitim Derneği Kurumsal Web sitesi.

Boğaziçi Eğitim Derneği

İstiklal Mah. Hamikoğlu Sok. No:16
44320 Battalgazi / Malatya

Dernek Yazılımı: Medya İnternet™ - Dernek Sitesi Kulga © Tüm Hakları Saklıdır.