Hüseyin KUBAT

Hüseyin KUBAT

Kalb

03 Nisan 2025 14:40 Boğaziçi Eğitim Derneği 190

Kalb, lügatte; yürek, iç, öz, bir şeyi başka bir şeye döndürmek ve bir şeyin içini dışına çevirmek gibi anlamlara gelir.(Lisanül-Arab. 1/685). Kur'an-ı Kerim'de 130 küsur yerde tekil ve çoğul (kulüb) halde geçen kalp, bir mastar olarak, Arap dilinde "bir şeyi bir yönden öteki yöne çevirmek"(Rağıbı el-Müfredat, s. 411) anlamını taşır. Türkçedeki kalbetmek (bir halden başka hale çevirmek), inkilab (bir halden başka bir hale geçiş veya geçirme) bu köktendir. Kalbin bu şeklinin türevleri (takallüb, inkılab, münkalib, münkaleb) otuz küsur ayette geçer. (bkz. Bakara, 2/144; AI-i İmran, 3/196; Hacc, 22/11; A'raf, 7/114; Yusuf, 12/62; Kehf, 18/36; Şuara, 26/227). Bir isim olarak kalb, geçtiği 130 küsür yerde, Türkçemizdeki gönül anlamındadır. Bu anlamda Kur'an Fuad kelimesini de tekil ve çoğul (Ef'ide) halde 20 ye yakın yerde kullanır.(bkz. isra, 18/36; Kasas, 28/10; Hud, 11/120; En'am, 6/113; İbrahim, 14/37; Ahkaf, 46/26). Fuad, aynen kalb manasında kullanılmakta ancak, Rağıb'ın da beyan ettiği gibi; "Kalp, yanıp yakıldığında Fuad adını almaktadır. Nitekim ateşte kızartılan ete feid - meşviy denmektedir."(Rağıb, el-Müfredat, s 386).

Arap dilcilerine göre, bir mastar olan kalbin insanın gönlüne ad olması, gönlün çok süratle değişmesinden ve halden hale geçmeye yatkın bir yapıya sahip bulunmasındandır. Nitekim Hz. Peygamber bile Allah'ı Mukallibu'l-Kulub (kalpleri halden hale çeviren) diye anarak, kalbin yapısındaki temel özelliğine, hem de filolojik yapısına dikkat çekmiştir.

Kur'an kalbin bu değişkenliğini bir negativite (olumsuzluk) olarak gösterir ve insanı bundan kurtulmaya ve kararlı bir benlik kazanmaya teşvik eder. Yaratıcının insandan istediği de, kalbin tabiatındaki bu sıradan oluşun, kâmil insan tarafından, eşya ve olaylar önünde kararlı bir tavır takınma noktasına çıkarılmasıdır. Esasen iman, kalbe, bu kararlılığı kazandırmaya yönelik eriştir. Bu yüzden insana yaraşan: "Allah'ın bir göğüste iki kalp yaratmadığı "(Ahzab, 33/4) nı bilmek ve benliği bir hedefe yönelterek var oluşu parçalamamaktır.

Kur'an kalbi, insanın gerçek benliğini, ölümsüz hakikati ve ölümsüzü yakalayan fark ediş, eriş ve seziş kudreti olarak tanıtmaktadır. Bu kalp, duyular üstü idrakin biricik aleti olarak realiteye direkt temasın da tek aracıdır. Bu yüzden Kur'an, bu alet ve araç bakımından yetersiz kalanların kendisini anlayamayacaklarına dikkat çekmektedir. "O gün cehenneme “Doldun mu?” diyeceğiz; cevap verecek: “Daha yok mu?”(Kaf, 50/30). Çünkü realiteyi görmeyi engelleyen körlük kafa gözlerinin körlüğü değil, kalplerin körlüğüdür."Yeryüzünde hiç dolaşmıyorlar mı ki ibret almış kalplere yahut işitmiş kulaklara sahip olsunlar! Şu bir gerçek ki gözler körleşmez, fakat göğüslerdeki kalpler körleşir."(Hacc, 22/46). Kur'an'ı gerektiği gibi anlamak için kalbin kilitli olmaması gerekir. "İşte bunları Allah lânetlemiş, kulaklarını sağır, gözlerini kör etmiştir. Kur’an’ı okuyup düşünmezler mi? Yoksa kalpler üzerinde kilitleri mi var? " ( Muhammed, 47/23-24).

Akıl insanın bir kabiliyetidir; ama en önemli bir kabiliyetidir. Yalnız kendi başına çalıştığı zaman spekülatif kalır. Ancak insanın diğer kabiliyetleri ve bilgi aktları ile birlikte çalışırsa sıhhatli neticeler ortaya koyar. Çünkü insan bir davranışında, bir bilgi aktının gerçekleşmesinde bütünü ile vardır. İnsanın tek tek kabiliyetlerinin yalnız başlarına bir başarıya ulaşamayacağını bilen Allah, insanın ayrı ayrı kabiliyetlerine değil, kabiliyetlerinin toplamına ya da kabiliyetlerinin bütününe hitap etmiştir. İşte bu kabiliyetlerin bütününe Kur'an'da verilen ad "Kalb" dir.(Aydın, Hüseyin, Muhasibinin Tasavvuf Felsefesi, s. 47).

Kalbin görevini layıkıyla yapması için neler lazımdır? Kur'an bu sorunun cevabında "kalbin hastalığı" problemini gündeme getirmektedir. Bu noktada kullanılan deyim marazdır. "Kalplerinde bir bozukluk (maraz) vardır, Allah da onlardaki bozukluğu arttırmıştır. Yalan söylemeleri yüzünden, kendilerine acı veren bir azap da vardır."(Bakara, 2/10. Ayrıca bkz. Maide, 5/52; Enfal, 8/49; Tevbe, 9/125; Hacc, 22/53, vb.)  İlginç noktalardan biri de, kalbin marazından bahseden ayetlerin bunu, hemen daima nifak yani içi-dışı farklı olmak illetiyle irtibatlı göstermeleridir. Buna dayanarak şu tespiti rahatlıkla yapabiliriz: Kalbi perişan eden hastalıkların başında samimiyetsizlik ve riyakârlık gelmektedir. Münafıklığın en tipik özelliği kalp hastalığıdır.(Bakara, 2/10). Kalp illetinin diğer belirtileri arasında doymazlık, hırs,(Ahzab, 33/32) rics (pislik, iğrençlik, derbederlik, sefihlik), şeytan fitnesine yataklık dikkat çeker. (Tevbeı 91125 ve Hacc, 22/53).

Kalp kasvetini/katılığını azdıran bir numaralı sebep, sonu gelmez arzu ve emeller, hırslar ve tutkulardır. "İman edenlerin, Allah’ı anmak ve vahyedilen gerçeği düşünmekten dolayı kalplerinin heyecanla ürperme zamanı gelmedi mi? Onlar daha önce kendilerine kitap verilmiş ve üzerlerinden uzun zaman geçip kalpleri katılaşmış kimseler gibi olmasınlar. Onlardan birçoğu yoldan çıkmışlardır."(Hadid, 57/16). Kalp kasvetinin en tipik temsilcileri Yahudilerdir. Onların kalplerindeki katılaşma, taşları bile imrendirecek şiddettedir. "Bundan sonra kalpleriniz yine katılaştı; artık kalpleriniz taş gibi, hatta daha da katıdır. Taşın öylesi var ki ondan ırmaklar kaynar; öylesi de var ki çatlayıp bağrından su fışkırır; bazı taşlar da var ki Allah korkusuyla yuvarlanıp düşer. Allah, yapmakta olduklarınızdan habersiz değildir."(Bakara, 2/74). Ve onlar, Allah'a verdikleri sözü tutmadıkları için lanetlenmiş ve kalp kasvetine uğramışlardır.(Maide, 5/13).

Kalbin illetlerinden biri de zeyğ (denge noktasından sapma, kaosa maruz kalma) olarak veriliyor. "Sana kitabı indiren O’dur. Onun (Kur’an) bir kısım âyetleri muhkemdir, ki bunlar kitabın esasıdır, diğerleri ise müteşâbihtir. Kalplerinde sapma meyli bulunanlar, fitne çıkarmak ve onu (kişisel arzularına göre) te’vil etmek için ondaki müteşâbihlerin peşine düşerler. Hâlbuki onun te’vilini ancak Allah bilir; bir de ilimde yüksek pâyeye erişenler. Derler ki: Ona inandık, hepsi rabbimiz katındandır. (Bu inceliği) yalnız aklıselim sahipleri düşünüp anlar."(AI-i imran, 3/7) Kalbin bozulmaları arasında lehv (aldanıp oyalanma, boş ve anlamsız arzulara saplanma) de vardır. Kur'an, insanın doğal aksaklıklarından biri olan lehvi, gafletle paralel bir bozukluk olarak göstermektedir. (Enbiya, 21/1-3).

Hastalanan ve paslanan kalp nihayet körleşir. Ve insan için esas körlük budur. Kalbin körlenmesi, kalp gözünün, yani basiretin kör olmasıdır ki, insanın varlık, oluş ve kendi nefsini okumasını engeller. Böyle olunca da, kalp körlüğü insan ve kâinatın sırlarını çözmeye götüren bütün üniteleri dumura uğratır ve bütün girişimleri aksatır. Nitekim Kur'an, esrarlı bir üslup güzelliğiyle, kalple akıl arasında ilişki kurmuş, iş görmez hale gelen bir kalp gözünün akıl faaliyetini de fonksiyonunu icra edemez hale getireceğine işaret etmiştir. (Hacc, 22/16).

Kalp körlüğünü kalbin damgalanması, kilitlenmesi, perdelenmesi ve mühürlenmesi izler. Bu son aşama, insanın sonsuza ve üst âlemlere tüm kapılarının kapanmasıdır. Bu aşamadan aydınlığa dönüş yoktur. Dünya planındaki imtihanın kesin kaybıdır bu. Kur'an'da bu son aşamayı ifade için, "kalbin tab edilmesi, " (Araf, 7/101; Tevbe, 9/87, 93) "hatmedilmesi"(Bakara, 2/7; En'am, 6/46) ve "kalbe kilit vurulması," (Nisa, 4/155; Muhammed, 47124) "kalbe perde çekilmesi" (En'amt 6.124;_ Kehfı 18/57) deyimleri kullanılmaktadır. Kur'an bu hale düşenlerin diğer duyu organlarının da görevlerini insana yaraşır biçimde yapamayacağına dikkat çeker.

Kalbin mühürlenmesi, boş arzuları ilah edinme, (Casiye, 4,5/23), Allah'ın nimetlerine nankörlük, (Araf, 7/101), azgınlık, zulüm, (Yunus,i 0/74), bilgisizlik (Rum, 30/59) gibi sebeplerden olmaktadır. Kalbi mühürlenenler artık insanca ne görebilir, ne duyabilir, ne anlayabilir, ne de yaşayabilirler. "Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinde de kalın bir perde bulunmaktadır ve onlar için büyük bir azap vardır."(Bakara, 2/7. Ayrıca bkz. Münafıkun, 63/3; Tevbe, 9/87, 93). Hastalık ve bozukluklardan arınmış bir kalp, Kur'an dilinde selim kalp adını almaktadır. (Şuara, 26/89, Saffat, 37/84). Yaratıcı Kudret'in insanoğlundan son hesap gününde istediği tek şey, onun huzuruna selim bir kalple gelmiş olmalarıdır. "İnsanların diriltileceği gün ve Allah’a temiz bir kalple gelenler dışında malın da çocukların da fayda vermeyeceği gün beni mahcup etme!”(Şuara, 26/87-89). Demek oluyor ki, selim kalp varlık ve oluşun motor gücü ve gaye noktasıdır. Selim kalp sayesindedir ki, oluş dairesi başladığı noktaya dönüyor ve yaratıcıdan kopan parça-varlık aslına ulaşarak hayat macerası zaferini tadıyor. Bunun içindir ki, selim kalp dışında kalan her şey, mal ve evlat vasıta sayılmış, selim kalp gaye olarak övülmüştür.

Allah'a teslim olmuş kalbi, Kur'an "münîb" diye de anmaktadır ki o da yönelen, bağlanan anlamını taşır. Münîb kalb, Rahman olan Allahtan gizli bir yolla güç alan ve Rahman için ürperen bir kalptir. "Ve kendilerine şöyle denecektir: “İşte sizlere; daima Allah’a yönelen, O’nu aklından çıkarmayan, görmediği halde Rahmân’dan çekinip korkan ve samimi bir kalp ile gelen kimseye vaad edilen cennet!".(Kaf, 50/32-33). Münîb kalple, selim kalp arasında bağlantı açıktır. Nitekim münîb kalpten bahseden ayet, bu kalbin sonsuzluğa geçişinin selam ile olacağını söylemektedir. Selamın selim sıfatının kökü olduğunu düşünürsek, münîb kalbin, selim kalbe geçişin basamağında bulunduğunu anlarız.

Allah'ı zikir, yani şuurla anma, kalbi titretir, yumuşatır ve daha sonra da onu itminan ile yani sükûnet, ferah, huzur ve doygunluk ile doldurur. Ve Kur'an'a göre kalplerin itminanı yalnız ve yalnız Allah'ı zikirle mümkündür. Allah yerine başka şeylerin sevgili seçildiği bir kalbin doyması, mutlu olması beklenemez. "Bunlar, iman edenler ve Allah’ı zikrederek gönülleri huzura kavuşanlardır. Bilesiniz ki gönüller ancak Allah’ı zikrederek huzura kavuşur."(Rad, 3/28. Ayrıca bkz. Hacc, 22/35; Müminun, 23/60; Enfal, 8/3). Bu itminan, kelime ve ses planındaki imanı, görüş ve oluş planına yükselten bir keyfiyettir ki, ilahi muştuyu/müjdeyi de beraberinde getirir.(Bakara, 2/260; AI-i imran, 3/126; Nahl, 16/106 ).

Kur'an-ı Kerim'de kalp kelimesi çok kullanıldığından ve yine Kur'an'da akletmek, düşünmek kalbe atfedildiğinden bu konuyu cok önemsemek ve üzerinde yoğunlaşmak gerekmektedir. Ayrıca aklın yeri, mahalli de kalb ve ruh tur.

 

Hüseyin KUBAT

Yorum Ekle

İlk Yorumlayan Siz Olun!

YAZARIN SON 5 YAZISI

Tüm Yazıları
Boğaziçi Eğitim Derneği

Boğaziği Eğitim Derneği Kurumsal Web sitesi.

Boğaziçi Eğitim Derneği

İstiklal Mah. Hamikoğlu Sok. No:16
44320 Battalgazi / Malatya

Dernek Yazılımı: Medya İnternet™ - Dernek Sitesi Kulga © Tüm Hakları Saklıdır.