Hüseyin KUBAT

Hüseyin KUBAT

TEFEKKUH, DERİN ANLAYIŞ

21 Mart 2025 15:12 Boğaziçi Eğitim Derneği 156

TEFEKKUH, DERİN ANLAYIŞ

 Sözlükte “bir şeyi bilmek, iyi ve tam anlamak, derinlemesine kavramak” mânasına gelen fıkıh kelimesi ilim, fehim gibi yakın anlamlı diğer kavramlara göre daha özel bir anlam taşır. Fakīh de (çoğulu fukahâ) “bir konuyu derinden kavrayan, ince anlayış sahibi kimse” demektir. Kur’an’da, hadiste ve İslâm’ın ilk dönemlerinde fıkıh kelimesinin kullanımı bu sözlük anlamı çerçevesinde kalmış olmakla birlikte, Kur’an ve hadisin İslâm toplumunun iki temel bilgi kaynağı olması sebebiyle kelime genelde Kur’an ve hadis merkezli dinî bilgiyi ve anlayışı ifade eden kavramlardan biri olarak kullanılmış, İslâm toplumunda dinî bilginin gelişip alt ilim dallarının oluşmasına paralel olarak II. (VIII.) yüzyılın sonlarından itibaren İslâm’ın ferdî ve içtimaî hayata dair amelî hükümlerini bilmeyi ve bu konuyu inceleyen bir ilim dalını ifade eden bir terim halini almaya başlamıştır. Kelimenin terim anlamının netleşmesi ise daha ileriki yüzyıllardadır.(DİA).    

F-K-H kelimesi lügatte; bilinen bir bilgi ile bilinmeyen bir bilgiyi öğrenmeye yönelmektir. (Rağıb, el-Mevarid, 5.384). Yine fıkıh ve tefekkuh; anlamak, fıkıh tahsil etmek, anlayış, zeka, İslami ilimlerde mütehassıs, uzman, birine ilimde galebe çalmak vb. gibi (Sarı, Mevlüt, el-Mevarid, s.1173-1174) anlamlara gelmektedir. Kur'an-ı Kerim'de "fıkıh" tabiri müslümanlar, müminler için kullanılmaktadır. Yani müslümanların anlayışlı oldukları, anlayışlı olmaları gerektiği vurgulanmaktadır: "O, sizi bir tek nefisten yaratmıştır. (Sizin için) bir kalma yeri, bir de emanet olarak konulacağınız yer vardır. Gerçekten biz, derinlemesine düşünen bir topluluk (likavmin yefkahun) için kanıtları birer birer açıkladık.." (En'am, 6/98). Kur'an'da kâfirler için "fıkıh" tabiri kullanılmadığı gibi, onların anlayışsız oldukları, anlama yeteneklerinin yok olduğu belirtilmektedir: “Onların (kâfirlerin) kalpleri var, fakat onlarla anlamazlar (yefkahun) ... " (A'raf, 7/179).  " Çünkü o kâfirler, anlamaz (yefkahun) bir topluluktur." (Enfal, 8/65). "Geride kalan kadınlarla beraber olmağa razı olurlar, kalpleri mühürlendi; artık onlar anlamazlar (la yefkahun)." (Tevbe, 9/87).  " ... Anlamaz bir topluluk oldukları için Allah onların kalplerini (imandan) çevirmiştir" (Tevbe, 9/127).

Görüldüğü gibi kâfirlerin, anlamadıkları, düşünmedikleri belirtilmekte ve anlamamakta ısrar ettikleri için Allah'u Teâla onların kalplerini mühürlemiştir. Böylesi bir kalbe imanın girmesi de imkânsızdır. Ayrıca Allah insanın kalbini hemen mühürlemez. Ancak defalarca uyarılmış ve bu uyalara iltifat etmemiş, şartlı davranmışsa Allah bu kalbi mühürler. O halde Allah'ın ayetlerine karşı şartlanmadan yaklaşan her kişi hakkı, gerçeği idrak eder, anlar. Küfür ve kâfir kelimeleri "örtmek, gizlemek" anlamına geldiği için âyetlerde geçen kelimeleri, "anlamak, düşünmek ve bilmek istemezler" şeklinde anlamlandirmak mümkündür. Zira akletmek her insanda doğuşta mevcuttur. Ancak bazı etkenler bu yeteneği köreltip tamamen yokedebilir. Önemli olan aklın önündeki engelleri kaldırmak ve aklın işleyiş kurallarına uymaktır. Aksi takdirde gerçeği bilmek, anlamak ve kâbul etmek mümkün olmamaktadır.

Kur’an-ı Kerim'de fıkıh kelimesi yirmi yerde çeşitli fiil kalıplarıyla geçmektedir. Genel olarak, "bir şeyi iyi ve tam anlamak, kavramak, bir şeyin hakikatini bilmek ve akletmek" anlamlarında kullanılmaktadır. "Bununla beraber müminlerin hepsinin toptan savaşa çıkmaları doğru değildir. Onların her kesiminden bir grup dinde yeterli bilgi sahibi olmaya çalışmak (liyetefekkehu fid-din) ve seferden dönen topluluklarını uyarmak üzere geride kalmalıdır. Umulur ki sakınırlar." (Tevbe 9/122). Fıkıh kelimesi fi’d-dîn kelimesi ile birlikte kullanılması “dinde derin bilgi sahibi olmak” şeklinde biraz daha özel bir anlam kazandırmıştır. Hadislerde de fıkıh kelimesi, "iyi, doğru ve derinlemesine bilgi ve kavrayış" anlamında kullanıldığı görülmektedir. Fıkıh kelimesi, “Kendisinden daha anlayışlı kimseye fıkıh aktaran niceleri vardır” meâlindeki hadiste ise (Ebû Dâvûd, “ʿİlim”, 10; Tirmizî, “ʿİlim”, 7) anlamaya dayalı bilgi yanında Kur’an ve Sünnet bilgisi mânasını da ihtiva etmektedir.

Ayeti kerimenin işaret ettiği diğer hususlar ise şunlardır: Kur'an'da tefekkuh değil de dinde tefekkuh denmesi, dinin doğru anlaşılabilmesi için Kur'an-ı Kerim'den başka şeylerin de anlaşılması gerektiğine işaret eder. Din bir bütündür, Kur'an-ı Kerim'in Sünnet örneğiyle uygulanmasıdır. Peygamber’in uygulamaları ve açıklamaları da dikkate alınmalıdır. Cihat bir farzı kifaye olduğu gibi, ayet dinde tefekkuh'un da öyle olduğunu anlatır. "Dinde tefekkuh" denen eylemin hem cihada denk bir iş olduğuna, hem de çok zor olduğuna işaret eder. Bu zorluk, en başta dediğimiz gibi, hem tefe'ul kalıbından, hem de cihat ve seferberlik sırasında bile bu işin devam ettirilmesi gerektiğinin söylenmesinden anlaşılır. Osmanlı'da ulemanın askere alınmamaları bundan olsa gerektir. Tefekkuh için ayrılacak olanların toplumun her kesiminden olması gereği de yine toplumu ve alt kültürleri iyi tanımakla alakalı olmalıdır. Diğer önemli bir konuda, toplumu uyaracak, inzar edecek kişilerin dinde tefekkuh sahibi olmaları gerektiğidir. Yâni toplumu uyarması gerekenler fakihlerdir, derin anlayış sahibi olanlardır. Bir şeyin aslını, esasını bilmeyenler, dinde tefekkuh sahibi olmayanlar, yalan yanlış şeyleri topluma anlatırlar. Bu tür anlatımlar faydadan çok zarar getirir.

Fıkıh, bir şeyi incelikleri ve her türlü özelliği ile bilmek, idrak etmek veya kavramak demektir. Fıkıh ilmine sahip olabilmek için mutlaka bir ön bilgimizin olması lazımdır. Bu ön bilgilerin başında, Kur’ân-ı Kerîm’in manası ile birlikte bilinmesi gelmektedir. Kur’an, her türlü İslami emir ve nehiylerin (yasakların) ana kaynağıdır. İkinci ön bilgi, Kur’ân-ı Kerîm’i bizlere manasıyla öğreten Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in uygulamalarını bilmektir. Aslında bu şekliyle fıkıh, Kur’ân-ı Kerîm’i ve Hz. Peygamber’in sünnetini anlama ilmi demektir.

 "Tefekkuh" bilmek ve anlamak demektir, ancak bu, basit bir bilgi ve anlama değil, bir sözün mânâ ve maksadını kavramak, konuşanın kastını bilmek ve anlamak, mevcut ilim ile mevcut olmayan ilme ulaşmaktır. "Fıkıh", ilimden daha özeldir. Düşünme, araştırma ve gözlem sonucu elde edilen bilgi, "fehm" (anlama) dır. Bunlarla birlikte hüküm çıkarma, özünü ve esasını kavrama ve hikmet varsa bu bilgi, "fıkıh" olur. Terim olarak "fıkıh"; şer’i hükümleri, kişinin leh ve aleyhine (yararına ve zararına) olan şeyleri (hükümleri ve davranışları) bilmektir. Bu kelimenin isim şekli olan "fakîh"; bilen, anlayan, mânâ ve maksadı kavrayan bilgin demektir.

"Dinde tefekkuh", dini iyi öğrenmek, dinin temel kaynaklan olan ayet ve hadislerin ne dediğini ve ne demek istediğini doğru ve detaylı bir şekilde anlamak ve kavramaktır. Kur’an-ı Kerim; okunsun, anlaşılsın ve hükümleri uygulansın diye indirilmiştir. Yüce Allah, Kur’an’ın anlaşılmasını istemektedir. Rasulullah (s.a.s.): "Allah, kimin için hayır dilerse, onu dinde fakîh (dini hükümlerin inceliğini kavrayan bilgin) kılar" (Buhâri, ilim, 10). Fakîh olmak Yüce bir mertebedir ki, bu seviyeye ulaşmak Allah’ın lûtfu olarak değerlendirilmiştir. Burada gayret ve çabanın yanında samimiyet ve ihlas da büyük önem arzetmektedir. Derin kavrayış, olayların inceliklerini anlamak, bunun için çabalamak çok önemlidir. Olayların inceliklerini kavramak, bilinenden bilinmeyene ulaşmak demektir. Bunun için çalışmak ve sürekli bir çaba içinde olmak önemlidir. Olaylara yüzeysel yaklaşmak, inceliklerini ve detayını araştırmadan karar ve hüküm vermek insanı doğruya, hak ve adalete götürmez. Az ve yetersiz bilgi kişiyi yanlış karar ve hüküm vermeye götüreceği gibi sapmasına bile neden olabilir.

Hüseyin KUBAT

 

Yorum Ekle

İlk Yorumlayan Siz Olun!

YAZARIN SON 5 YAZISI

Tüm Yazıları
Boğaziçi Eğitim Derneği

Boğaziği Eğitim Derneği Kurumsal Web sitesi.

Boğaziçi Eğitim Derneği

İstiklal Mah. Hamikoğlu Sok. No:16
44320 Battalgazi / Malatya

Dernek Yazılımı: Medya İnternet™ - Dernek Sitesi Kulga © Tüm Hakları Saklıdır.