
MMÜLK ALLAH’INDIR
Bir çok şeyimiz hırsımızın kurbanı olmuş durumda.Özellikle kazanmaya,büyümeye ve mülk edinmeye yönelik eğilimlerimiz.
İnsanın dünyaya ayak basması ve kendisini dünyada konumlandırması ile başladı bu mücadele.Kabilin kardeşi Habili öldürmesi de bu kazanma ve bencillik duygusunun bir eseri.Ve yığınlarca savaş milyonlarca insanın altında kalıp can verdiği,insanın gözü doymaz hırsının ve engellemesini istemediği güç duygusunun benliğini kaplaması her yönüyle dünyaya tehdit olarak yeter.
Dünyayı sarıp sarmalamış toplumları ve ülkeleri yönetme iddiasında olan sistemler her yönüyle kazanma,mülk edinme üzerine kurulu.
Her ne kadar adaletten,barıştan ve özgürlükten bahsedilse de gücü ele geçirerek insanlar üzerinde despotlaşma duygusu bu kavramların güdük kalmasına sebep oluyor.Maalesef tarih bunun birçok örneği ile dolu.İktidarı ele geçirince,Rabbimizin Bakara süresinde belirttiği gibi”ekini ve nesli bitirmeye”yönelik eylemlerle insanların karşısına çıkıyorlar.
Bu öyle bir anlayış ki gücü elinde bulunduranlar kendi despotik iktidarlarının devamını sağlamak için neslin yanında ekinin bile fesata uğratır.Bozgunculuk yaparkende bir düzen kurma iddiasındadırlar.
Bu onların kurduğu despotik sömürge düzeninin devamı için öne sürdükleri bir mantık.Yeryüzünün her noktasını sömürmeye ve hakim olmaya yönelik bir mantıkla hareket etmekteler.
Dünya tarihinde yer alan savaşların özünde bu anlayış var.Küçüklü büyüklü yapılan yapılan tüm savaşlarda bu diktatöryal hakim olma anlayışını firavunlaşmaya çalışan hakim güçlerin eylemlerinde görürüz.Bu anlayışın derdi insana daha iyi bir dünya ve gelecek bırakmaktan öte, dünyayı mülk edinmektir.Oysa mülk Allahındır.
Onlarsa bu mülke sahip olma histerisi ile kendilerine göre ülkelere sınırlar çizip yeryüzünde yeni haritalar oluşturma peşindeler.Kendi iktidarlarını sürdürebilecekleri sosyal düzenler kurmaktalar.Kurdukları düzende insan unsurundan ne kadar bahsedilirse bahsedilsin maddiyat ve kar ön plandadır.
Mülkiyeti kendi tekellerinde toplamak,gücü kendi iktidarlarının devamını sürdürmek için devletleştirmek ve anayasal bir zemine oturtmak.
İçinde yaşadığımız çağımızda da günümüz insanını her yönüyle kuşatarak tutsak hale getirmiştir.Özellikle modern zamanlar bu tutsaklığın ayyuka çıktığı zamanlardır.
İnsan yaşadığı çağa ve topluma karşı hemen hemen hiç bir sorumluluk hissi duymadan bireselleşmiş,kendi anlam dünyasından sıyrılarak nihilizmin kucağına düşmüştür.İnsanı doğruya,güzele,adalete ve merhametli olmaya doğru götüren ahlaki kaygılardan sıyrılarak hedonistçe bir yaşam biçimi benimsemiştir.
Günümüzde çağımıza hakim olan medeniyet perspektifinin devletleri ve insanı getirdiği nokta budur.Daha çok kazan,tüket ve hayattan sınırsızca zevk almaya bak.Buda beraberinde birçok değerin erezyona uğramasına sebep olmuştur.İnsanda var olan insani özelliğin yitirilmesi ile beraber kapitalist bir ahlakı gündemine almıştır.
Bu ahlak herhangi bir sınır tanımaz.Sürekli kar etmenin ve büyümenin peşindedir.İnsanı tüketimin bir objesi haline getirir toplumu ise bir yığın.Gücü hayatın merkezine oturtmuş firavunik bir edayla gökyüzüne merdiven dayayıp Rablik taslama hevesindedir.
Ama onları da Nil nehrinin ortasında bir secde beklemektedir.