Ramazan KAYAN
Yüzleşme
Bugün mücadele geleneğimizde geldiğimiz aşama ve gelecekle ilgili kaylarımı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Öncelikle şunun altını çizmek isterim, hareketimiz türedi bir hareket değil tarihi temelleri olan köklü bir harekettir…
Bu bakımdan mücadelenin bir mektebe dönüşmesi, nesilden nesile tevarüs etmesi esastır.
Sezonluk, mevsimlik değil süreklilik ve sürdürülebilirlik öncelik arzediyor…
Hızla değişen koşullarda bilinçli bir şekilde kendini yenileme ve yeniden konumlandırma, bünyedeki zaafları teşhis, büyüme imkanlarını görme basiretine sahip olunmalıdır…
Zamanın uzaması ile gelen kasvetler, ideallerden uzaklaşma, iradelerin zayıflaması, iddiaların tükenmesi ciddi bir risk…
İmkanlar arttıkça, sanki imtihan daha da zorlaştı…
Kapsam alanımız genişledi, kadrolarımız çoğaldı ama kalplerimiz küçüldü…
Mekanlar, imkanlar büyürken, yüreklerimiz neden daraldı anlamıyorum?
Umut azlığı, ufuk darlığı ve umursamazlıklar hızımızı kesiyor. Gün geçtikçe hantallaşıyoruz…
İçe kapanıklık zamanla kopuşlara dönüşüyor…
İç kanamalar bitmiyor, yaralar kolay kapanmıyor…
Kadrolar arasındaki çatlaklar giderilmeyince kamplaşmalardan kurtulmak mümkün olmuyor… Mevcudu koruma refleksi gelecek vadetmiyor…
Birlikte yol alması gerekenler birbirlerini yormaya başladı…
Artık yol yorgunu değil ruh yorgunuyuz… Tekliyoruz… Tek kalıyoruz… Zamanla terk ediyoruz…
Bu gidişatın sosyolojisini, psikolojisini iyi okumalıyız… Hareketin EMAR'ını çıkarmalıyız… Nedir bu?
Öğretilmiş çaresizlik mi? Üretilmiş korkular mı? Metal yorgunluk mu? Tükenmişlik sendromu mu? Kendimizle yüzleşmeliyiz.
Tahmili gündemler, aşırı yorumlar doğallığımızı zorluyor… Öncelikler değişmeye başladı…
Amaçların araçsallaştırılması, araçların amaçlaştırılması…
Yorumların mutlaklaştırılması, mutlakların yorumlaştırılması…
Gerçeklerin göreceleştirilmesi, görecelerin gerçekleştirilmesi riski artıyor…
Tebliğ dilinden pazarlama ve propaganda diline kayış etkilemeyi azaltıyor…
Seküler, rasyonel, liberal, popüler söylemler müteal boyutumuzu yoruyor…
Kalbi, hasbi, deruni, irfani dünyamız zayıflayınca mücadelenin bereketi azalıyor…
Aşk ve aksiyonumuz yetersizce ameli ve ahlaki hayatımızı gözden geçirmeliyiz…
Mücadelede profesyonelleştik ama amatör ruhumuz kalmadı… Profesyonel pasiflikler oluştu…
Çokluk içinde yokluk ve yalnızlıklara savruluyoruz…
Kamusallaştırılan cemaatlerde artış var, kendi kalan cemaatler zorlanıyor…
İdeal dava adamlarımız idari kadrolarda kümelenince sahada koşturacak insan kalmıyor…
Adanmışların yerini atanmışlar alıyor… Aidiyetler zayıflıyor…
Sorumlulukları iktidara ihale etme kolaycılığı kabul görüyor…
Abiler sorunlu olunca tabilerde sorunlu oluyor…
Vahiy merkezli zindekiler zayıflayınca karar ve kurallarla heyecan oluşmuyor…
Eleştiri dilindeki aşırılık ve acımasızlık mücadele azmini köreltiyor…
Kuşatıcı, kucaklayıcı, kapsamlı mücadele pratikleri zenginleşmeyince kopuşlar yapıları zorluyor…
İşte din adına yozlaşanlar, yobazlaşanlar, yalnızlaşanlar ve yorgun düşenler… Hepsi bu mahallenin yitikleri…
Asabiyetler, aşırılıklar, ataletler acziyetler oluşturuyor…
Lokomotif olması beklenenler vagon olmaya razı oldular…
İnfak ve iyilikte yoğunlaşırken insan kazanmada yetersiz kalıyoruz…
Hayır hasenat yönümüz iyi salih amellerde zorlanıyoruz…
Sosyal faaliyetlerle kendimizi sınırlarken sahaya inmekte gecikiyoruz…
Birebir davetin önemini yeniden hatırlamamız gerekiyor…
Müdrik, müşfik mürşidlere şiddetle ihtiyacımız var…
Toplantıdan topluma… Eleştiriden eyleme… Sohbetten sefere çıkma varti…
Lojistik destek yetmiyor… Aidatlarla aidiyetler oluşmuyor…
İnsanlar bizden öğüt değil, örneklik bekliyor…
Bilgiden ziyade ilgi istiyor…
Yüreklere dokunma zamanı… Yüksünmeden, yürümeliyiz…
KAYNAK: hertaraf.com