Ramazan ÖZEN

Ramazan ÖZEN

HZ PEYGAMBER VE RAMAZAN

28 Şubat 2025 14:38 Boğaziçi Eğitim Derneği 113

Tekrar Ramazan ayına bizleri ulaştıran Allah’a hamd olsun. Orucu bir mektep olarak görmeyi ve bu mektepten hakkı ile eğitim almayı Allah hepimize nasip etsin.                                                                   

“Bakara Suresi183. ayet: Ey iman edenler, sizden öncekilere yazıldığı gibi, oruç, size de yazıldı (farz kılındı). Umulur ki sakınırsınız.”    Ayeti ile emredilen oruç ibadetinin amacı ayette takvaya ulaşmak olarak belirtiliyor. Oruç ile takvaya ulaşabilmek için de her konuda bize en iyi örnek olan Peygamber Efendimizin oruca nasıl baktığını ve oruç ayını nasıl geçirdiğini öğrenirsek oruç ibadetinin amacına ulaşabileceğimizi düşünüyorum.  Bu yazıda Peygamberimizin oruç hakkındaki hadisleri ve Ramazan ayını nasıl geçirdiğini kaynaklardan derleyip anlamaya çalışacağız inşallah.                                                                                                             

Peygamber Efendimizin şu hadisi bize orucun faziletini ve Allah katındaki değerini çok iyi anlatmaktadır:                                                                                                                                             

“Âdemoğlunun her ameli katlanır. Hayırlı ameller en az on misliyle yazılır, bu yedi yüz misline kadar çıkar.  Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: Oruç bu kaideden hariçtir. Çünkü o sırf benim içindir, onu ben mükâfatlandıracağım. Kulum benim için şehvetini, yiyeceğini terk etti."                                                                                                                   

 "Oruçlu için iki sevinç ânı vardır: Biri, orucu açtığı zamanki sevincidir, diğeri de Rabbine kavuşup orucunun sevabını aldığı zamanki sevincidir. Oruçlunun ağzından çıkan koku, Allah indinde misk kokusundan daha hoştur."( Kütüb-isitte)                    

 Bu bilinç ile oruca yaklaşan Resulullah ve dostları, sadece farz olan Ramazan orucunu değil nafile olarak haftanın belli günlerinde ve her ayın belli günlerinde oruç tutuyorlardı. Allah’ın Resulü orucu bize tarif ederken yapılması gereken temel ibadetlerin başında saymıştır. Hani bazı konularda olmazsa olmazlarımız vardır ya Allah’ın Resulü de orucu bir Müslümanın hayatında olmazsa olmazlar arasında saymıştır. Bu konuda Abdullah ibni Ömer’den, Peygamberimizin şöyle söylediğine dair bir rivayet aktarılmaktadır: “İslâm beş temel esas üzerine bina kılınmıştır: Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resulü olduğuna şahitlik etmek. Namazı dosdoğru kılmak, zekâtı hakkıyla vermek, Allah’ın evi 3 Kâbe’yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak.” (Buhârî, Îmân 1, 2, Tefsîrusûre(2) 30; Müslim, Îmân 19-22)                                                                                                        

Allah Resulü için Ramazan, bir rahmet, bereket, mağfiret ayı; hayır ve güzellikler pazarı; kullukta yoğunlaşma fırsatı idi. O, bu konuda “Ramazan’a eriştiği halde, günahlarından bağışlanmayıp cehenneme girene yazıklar olsun!” buyurarak Ramazan’ın farkına dikkatlerimizi çekmişti. Ramazanı kulluk fırsatı olarak değerlendiren Peygamberimiz, Ramazan ve ondaki güzelliklerle ilgili şöyle buyurarak bu ayı en güzel şekilde değerlendirmeye teşvik etmiştir:                                                            

Ebu Hüreyre, Allah Resulünden şöyle bir haber naklediyor: "Ramazan geldiğinde rahmet (veya ‘cennet’) kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar bağlanır." (Buhari ve Müslim).        

Allah'ın rahmetinin tek bir kapısı yoktur, birçok kapısı vardır. Sair zamanlarda bu kapılardan açık olanlar vardır, kulun talebiyle açılacak olanlar vardır. Burada iki şeyi birbirinden ayırmak lazım: Kilitli olmakla kapalı olmak…Allah'ın rahmet kapılarından hiçbirisi kilitli değildir, sadece vurunca açılacak şekilde kapalıdır. Kul o kapının önüne iradesini kullanarak gelir. Rahmet kapılarının önüne gelip o kapıyı tıklatana, samimiyeti oranında kapı açılacak ve o kula rahmet saçılacaktır. Ramazan'da ise bu kapılar ardına kadar açık tutulur. Ramazan'ı ihya eden ve oruçla ihya olan kimse, bu kapılardan girip rahmete gark olmuş gibidir. Bir kapının açık olması yetmez, kişinin açık kapıya giden yolu görmesi, o yolu yürüyecek dermana sahip olması, o kapının açık olduğunu fark etmesi ve o kapıdan geçecek mecali bulması lazım.                                                                                                                                   

Allah’ın Resulü orucu sadece bir bedensel ibadet olarak değerlendirmemiş onu bir eğitim mektebi olarak da değerlendirmiştir. Yani sadece mideye tutulan bir oruç olarak görmemiş diğer organlar ile de oruç tutulmasını istemiştir. Ebu Hüreyre radıyallahuanhden rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:                                                                                            

“Hiçbiriniz, oruçlu olduğu gün çirkin söz söylemesin ve kimse ile çekişmesin. Eğer biri kendisine söver veya çatarsa, “Ben oruçluyum desin.’” (Buhârî, Savm 9)  “Kim yalan konuşmayı ve yalan-dolanla iş yapmayı terketmezse, Allah o kimsenin yemesini, içmesini bırakmasına kıymet vermez.” (Buhârî, Savm 8, Edeb 51)  Peygamber -sallâllâhu  aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır: “Nice oruç tutanlar vardır ki, orucundan kendisine kuru bir açlıktan başka bir şey kalmaz! Geceleri nice namaz kılanlar vardır ki, namazlarından kendilerine kalan yalnız uykusuzluktur.” (İbn-i Mâce, Sıyâm, 21)               

Allâh Resulü -sallâllâhu aleyhi ve sellem: “Oruç, oruçluya yakışmayan şeylerle zedelenmedikçe (tutan için) bir kalkandır.” buyurdu. Ashâb-ı Kirâm: “(Oruçlu) onu ne ile zedeler?” diye sorunca Rasûl-i Ekrem - sallâllâhu aleyhi ve sellem-: “Yalan ve gıybetle…” cevâbını verdiler. (Nesâî; Sıyâm, 43)                      

İbni Abbâs radıyallahuanhümâ şöyle dedi: Resûllullah sallallahu aleyhi ve sellem insanların en cömerdi idi. Onun en cömert olduğu anlar da Ramazan’da Cebrâil’in, kendisi ile buluştuğu zamanlardı. Cebrail aleyhisselâm, Ramazanın her gecesinde Hz. Peygamber ile buluşur, (karşılıklı) Kur’an okurlardı. Bundan dolayı Resulüllah sallallahu aleyhi ve sellem Cebrâil ile buluştuğunda, esmek için engel tanımayan bereketli rüzgârdan daha cömert davranırdı.” (Buhârî, Bedü’l-vahy 5, 6, Savm 7, Menâkıb 23, Bed’ul-halk 6, Fezâilü’l-Kur’ân 7, Edeb 39)                                                                        

Ramazan ayı gelince Hz Muhammet ve sahabeler nasıl davranırdı? Acaba onların hayatında da bizimki gibi çok değişiklik oluyor muydu? Tabi ki hayır. Çünkü onların hayatlarının her alanında ibadet ve İslami yaşantı vardı. Bu nedenle hayatlarında çok büyük değişiklikler olmazdı. Hayatlarındaki değişiklik ibadetlerinde biraz daha yoğunlaşırdı.                                                                                               

Peygamberimizin Ramazan ve Oruç günlüğünü şu şekilde özetlememiz mümkündür: Hepimiz için en güzel hayat modelini sunan Peygamberimiz @ günlük olarak nafile ve farzlarıyla namazlarını kılardı, ama Ramazanda bu namazlarına teravih namazlarını da ekler ve şöyle buyururdu:                           

“Yüce Allah, size Ramazan orucunu farz kıldı, ben de Ramazan gecelerinde (teravih namazıyla) kıyamı sünnet eyledim...”(Nesâî, Ahmed) Ali enNâsıf, et-Tâc,). O’nun için Ramazan ayı, önce teravih namazı kılınarak başlar ve bu şekilde ertesi günün orucu namaz temeli üzerine bina edilir.                               

 O, oruç için sahur yapmayı bereket görür ve iftarda acele ederdi:                                                                                           

"Sahur yemeği yiyin, zira sahurda bereket vardır."                                                                                        

"İnsanlar iftarda acele ettikleri müddetçe hayır üzere devam ederler." Ağzı dualı bir peygamber olarak iftar anlarını da dua fırsatı olarak değerlendirir ve şöyle dua ederdi:                                              

 “Allahım, yalnız senin için oruç tuttum, sadece sana güvenip inandım ve senin rızkınla iftarımı açtım.” "Allah’a hamdolsun. Susuzluk gitti, damarlar ıslandı, inşallah sevap kesinleşti."                              

Oruçluya iftar ettirmek O’nun Ramazan güzellikleri arasındaydı. Bu konuda şöyle derdi:                   

"Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmaz."                                                                                                   

O, iftar sofralarında aşırılığa kaçarak israf sofralarına dönüştürmez ve yalnızca zenginlerin birbirlerine ödünç yaparcasına ağırlandığı sofralara çevirmezdi. O’nun mütevazı sofralarında zengin fakir herkese yer vardı. O’nun hayatında Ramazan, beslenme ayı da değildi, diyet ayı da, eğlence ayı da, festival ayı da değildi O, oruç tutuyorum diye hayattan kopmaz, yapması gereken işleri hakkıyla yapmaktan geri kalmazdı. Nitekim Bedir savaşına o, bir Ramazan ayında çıkmıştı. Ne orucu uykuya tutturur ve ne de orucu işini savsaklama aracı yaparak istismar ederdi.                                                                                                                                                   

 Ashâb-ı kirâmRasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’e:                                                                               

 “– Hangi sadaka daha faziletlidir?” diye sorunca,                                                                                                    

“– Ramazan ayında verilen sadaka” buyurmuşlardı. (Tirmizi, Zekat, 28/663)                                                      

Bu sebeple sahabeler zekâtlarını umumiyetle Ramazan’da vermeye çalıştıkları gibi Fıtır sadakalarını ve nafile infaklarını da bu ayda fazlasıyla verirlerdi. (Buhari, Keffârâtu’l-Eymân, 5)                                  

Rasûlullâh - sallallâhu aleyhi ve sellem- sadaka-i fıtrın müslümanlardan büyük- küçük, kadın-erkek, her bir hür ve köle üzerine farz kılındığını bildirmişti. (Buhârî, Zekât, 70-78; Müslim, Zekât, 13)                                                                               

 Onun, zahidane bir hayatı vardı; ama o, Ramazanda daha bir zahiddi. Çünkü bu ay O’nun i’tikaf ayı, mescidin bir köşesinde on gün, kendini Yüce Allah’a verme ayı idi. Hz. Peygamber, kendisine peygamberlik gelmeden önce de Hıra mağarasında münzevi bir hayat yaşardı. Ama Kur'ân ayetlerinin inmeye başlamasıyla O, Hıradan toplum içerisine indi ve tebliğ görevini sürdürdü. Fakat O, insanlardan ve dünya nimetlerinin cazibesinden geçici bir süre de olsa uzak kalmayı tamamen ihmal etmedi. Bu sefer halkın içinde, mescidinde O, Ramazanın son on gününü itikâfla geçirirdi. O, halk içinde halkla beraber olur, ibadetlerini asla hayattan ve insanlardan kopmaya, onlarla ilişkilerini kesmeye ara yapmazdı.                                                                                              

O, her zaman Allah’ı zikrederdi, Ramazan’da daha çok zikrederdi. Bu kutlu ayda dualarına dua katardı. O, sürekli Kuran okur ve Kur'ân’lı bir hayat yaşardı, ama Ramazanda daha çok Kur'ân okurdu. Onun mukabelelerine Vahiy meleği ve ashabın seçkinleri eşlik ederdi. Onun vahiy meleği ile karşılıklı Kur'ân okuyup ezberini sağladıkları ay, Ramazan’dı. O’nun Kur’ân okumaları anlamak ve en iyi şekilde yaşamak içindi. O, asla Kur’ân okumayı âdete dönüştürmedi.                                                                              

O, Ramazan’ın son on günü içerisinde, dua, istiğfar, zikir ve ibadet fırsatı olan Kadir Gecesini arar ve kadir gecesini ihya etmeye teşvik ederdi: “Kim inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek kadir Gecesini ihya ederse, geçmiş günahları bağışlanır.”         

Kısaca O, Ramazan’da kulluk ve dua yoğunluğu içerisinde olurdu. Ve Ramazan’da sergilediği bu güzellikleri Ramazan’dan sonrasına taşır ve bunu ümmetine tavsiye ederdi. Yani on bir ayın sultanı Ramazan, onun on bir ayını da yönetirdi. O’nun için Ramazan, bir eğitim kampı, bir yenilenme fırsatı, bir donanım ve dolum ayı idi. O, Ramazan’dan aldığı enerji ile Ramazan sonrası hayatını şekillendirirdi.                                                                                                                                                           

 O, bayramını tekbir ve namazla başlatırdı. Tekbir ve namaz üzerine kurulan bayram sonrası hayat, tekbir ve namaz doğrultusunda devam ederdi. Tüm bu Ramazan güzellikleriyle o bizleri aydınlatmaya, gönüllerimizi ısıtmaya, beyinlerimizi ışıtmaya, sözlerimizi güzelleştirmeye, davranışlarımızı hep hayır ve güzelliklere yönlendirmeye devam ediyor.

Ramazan’ı Peygamberin örnekliğinde idrak edebilmeyi ve takvaya ulaşmaya vesile kılmasını yüce Allah’tan niyaz ederim.

Yorum Ekle

İlk Yorumlayan Siz Olun!

YAZARIN SON 5 YAZISI

Tüm Yazıları
Boğaziçi Eğitim Derneği

Boğaziği Eğitim Derneği Kurumsal Web sitesi.

Boğaziçi Eğitim Derneği

İstiklal Mah. Hamikoğlu Sok. No:16
44320 Battalgazi / Malatya

Dernek Yazılımı: Medya İnternet™ - Dernek Sitesi Kulga © Tüm Hakları Saklıdır.