
KUR’AN OKUYAN YİĞİTLER
Allah Resulü Mekke’de 610 yılında Hira Mağarası’nda ilk aldığı vahiyle hayatını Yaratan Rabb’ın adıyla okumaya ve yaşamaya başladı. Yirmi iki yıllık süreçte hayatının ve toplumun her alanını gelen vahye göre şekillendirdi. Vahyedilen ayetler Arap Yarımadası’nın karanlık günlerine bir ışık oldu. Cahiliye dönemi Asrı Saadet dönemine dönüştü. İnsanları, aşağılıkların aşağısı seviyesinden alıp “Eşrefi Mahlukat” seviyesine çıkardı. Kısacası dönemin en barbar milleti en medeni millete dönüştü. Bu dönüşüm Kur’an ile gerçekleşti. Ve sonraki nesillerde bunu Kur’an ile devam ettirdiler.
Günümüzde aynı Kur’an elimizde. Okuyoruz, yazıyoruz ve ezberliyoruz. Başta ülkemiz olmak üzere dünyanın dört bir tarafında Kur’an’ı okumaya ve ezberlemeye büyük mesailer harcanmaktadır. Ülkemizde yaz kursları ile küçük yaşlarda başlanarak çocuklara Kur’an öğretilmekte, imam hatip ortaokullarında ve liselerinde binlerce öğrenci Kur’an okumakta, ilahiyat fakültelerinde binlerce öğrenci bu konu üzerinde akademik olarak çalışmakta, daha iyi anlamak için tefsir dersleri yapılmakta, dernek ve cemaatlerde de aynı çalışmalar devam etmektedir. Bu çalışmaların toplamına baktığımızda milyonlarca insan Kur’an okuyor ama ne yazık ki küçük bir değişim bile gerçekleştiremiyoruz.
Ümmet olarak son iki yüzyıldır yaşadığımız en büyük eksiklik, İslam âleminin insanlığa hak adına, adalet adına, medeniyet adına hiçbir söz söyleyememesidir. Öyle bir duruma geldik ki, bugün dünyaya terör, kan ve gözyaşı Müslümanların elleriyle taşınmaktadır. İnsanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetin ne yazık ki hayırlı bir tarafı kalmamış, hatta öyle bir duruma geldik ki Müslümanlar bile kendilerinden nefret eder hale geldi. Öyle bir duduma düştük ki batıyı kurtarıcı olarak görmeye başladık. Bu böyle olmamalıydı ama ne yazık ki oldu.
Bu hep böyle sürmez elbette. Mutlaka bu ümmetin içinde yiğit evlatlar çıkıp bu kötü gidişe dur diyecektir elbet. Nitekim ümmetin bağrında bu yiğit evlatlar çıktı. İslam aleminin bu konuda yüz akı olacak, onların bu anlamdaki kara sicilini aklayacak, bu kötü gidişe dur diyecek yiğitler Gazze’de çıktılar meydana. Bir avuç Müslüman, ülkeleri işgal edilmiş ama yürekleri özgür olan Müslüman Gazze halkı ümmetin onuru oldular. Şeyh Ahmet Yasin HAMAS hareketi kurarken hafız yetiştirerek işe başladı. Öyle Kur’an okuma yarışmasına katılacak hafızlar değil, Kur’an’ı yaşama yarışına girecek hafızlar yetiştirdiler. Onlar öyle yiğitler yetiştirdiler ki onlar Kur’an’ı, bizim gibi sadece dilleriyle değil, bütün bedenleriyle okuyorlar.
Gazze halkını Aksa Tufanı olayından sonra izlediğimizde Alemlerin Rabbine olan teslimiyetleri, her şartta sadece Allah’a dayanmaları, yediden yetmişe hepsinin imanlarında zerre kadar zayıflık göstermemelerine şahit olduk. Bütün dünyanın kendilerine karşı olduğunu bilmelerine rağmen onlar yılgınlık göstermeden sadece ve sadece Alemlerin Rabb’ine sığındılar. Bütün dünyada İslam’a karşı var olan algıları yıktılar. Batının ikiyüzlülüğünü bütün insanlara gösterdiler. Bu dik duruşlarından dolayı vicdanlar kıpırdadı ve dünyanın her tarafından onlara destek verenler oldu.
İzzettin el Kassam’ın hafız yiğitleri savaşırken de Kur’an’ın ilkelerine göre savaştılar. Ölümden hiç korkmadılar ve kaçmadılar. Çünkü onlar şehadete aşık gençlerdi. Kur’an’ın ahirette anlattığı cennet nimetlerine adeta gözleriyle görüyormuşçasına inanıyorlardı.
Kur’an’a göre yaşayıp mücadele eden mücahitlerin dünyaya verdikleri en güzel mesajlardan biri de esir takasında gördüklerimizdi. Esirlere en güzel şekilde muamele etmeleri, bütün dünyaya bir Müslüman’ın nasıl olması gerektiğini en güzel şekilde anlattılar. Hatta o kadar güzel mesaj verdiler ki bu mesajı HAMAS’ın vermesine gerek kalmadı. Kendi düşmanları olan Yahudi esirler kendi dilleriyle mesajları verdiler. Bu güzelliklerin yaşanmasını sağlayan şüphesiz ki Kur’an’ı merkeze alan hareket metodudur.
Bir defasında “Ey müminlerin annesi, bana Resûlullah’ın ahlâkını anlatır mısın?” diye soran bir kişiye, Hz. Âişe validemiz şöyle cevap vermişti:
“Sen Kur’an okumuyor musun? Onun ahlakı Kur’an’dı.” (Ebu Davut)
Hz Aişe’nin sorduğu soruya bugün en güzel cevabı Gazze halkı vermektedir, onlar Kur'an okuyorlar, hem de hakkını vererek okuyorlar.